Paz. Ara 8th, 2019

Evrenin Karanlık Orman Teorisi: “Uzaylılar nerede?” sorusunun dehşet verici yanıtı

7 min read
karanlik-orman-teorisi-uzaylilar-nerede

Şehirde keyifli bir gece. Hafif bir meltem esiyor ve ay ışığı binalardan aşağı nazikçe süzülerek belli belirsiz sokak ışıklarına karışıyor. Boş sokaklardan geçerek evine doğru yürüyorsun, rahatsız edici bir sessizlik hakim. Rahatsız edici çünkü saat gece yarısını geçmiş—tehlikeli insanların dışarı çıkıp kurbanlarını aradığı saatler. Saat uyuşturucu müptelaları, katiller, insan kaçakçıları ve hırsızların saati. Sokağın sonunda başka birinin siluetini görmek insanın kalbinin hızla çarpmasına neden oluyor. O kişinin niyetinin ne olduğunu bilmenin, sadece yıldızlara bakara gecenin keyfini çıkardığını ya da aklında çok daha hain bir plan olduğunu bilmenin hiçbir yolu yok. Haberlerde okuduklarından biliyorsun ki gökyüzündeki dolunay bu huysuz ve belirsiz karanlıkta birçoklarının kurban olmasına tanıklık etti. Sokak lambalarının altından yürümek dikkatleri üzerine çekiyor. En güvenli seçenek, gizlenmek, insanlardan kaçınmak ve gün doğana kadar olabileceğin en kötüsünü beklemek. Ama dünyadaki şehirler ile her şeyi kapsayan evren arasında bazı farklar var: evrende gün ışığı hiçbir zaman sokakları yeniden aydınlatmaz, içine girdikten sonra kapısını kilitleyebileceğimiz bir ev ve asayişi sağlayan polisler yoktur. Var olan tek şey potansiyel tehlike ve diğer medeniyetlerin gerçek niyetlerini bilemeyeceğimiz gerçeğidir.

Yukarıdaki düşünce deneyi, Karanlık Orman teorisinden yıllar önce, Charles R. Pellegrino ve George Zebrowski tarafından yazılmış olan bilim-kurgu roman The Killing Star’dan bir kesit. Yazarların okuyucudan iki şeyi kabul etmesini istemesi bakımından Karanlık Orman teorisi ile oldukça benzer bir çizgide seyrediyor. Bunlardan ilki, türlerin kendi hayatta kalışlarının diğer türlerin hayatta kalmasından daha önemli olmasıdır. Yani, eğer bir seçim yapma noktasına gelecek olursak, biz insanlar için insanlığın devamı her zaman bir uzaylı ırkın devamından daha önemli olacaktır. İkincisi ise, kendi gezegenlerinde kendilerini geliştiren ve uzay yolculuğuna çıkma gibi teknolojik yeniliklere imza atan türler belirli bir düzey de saldırganlık ve temkinliliğe sahip olacaktır. Bunun dünyamızda böyle olduğunu kesin bir şekilde söyleyebiliriz. İnsanlar hayatta kalabilmek için egemenliklerini diğer kabilelere, diğer hayvanlara ve gezegenin kendisine zorla kabul ettirmiştir. Bu iki durum gerçekse, bunların diğer türler için de gerçek olduğunu ve onların da bizim için bu şekilde düşüneceklerini varsayabiliriz. Ama bu sorunlu bir düşünce şekli olabilir. Potansiyel çatışmayı her zaman bir olasılık olarak karşımıza çıkarır.

Ama Liu Cixin’in ödüllü Three Body Problem romanının devamı niteliğindeki The Dark Forest romanından çıkan Karanlık Orman teorisinde bu senaryo biraz daha farklı. Romanda Karanlık Orman teorisi, adını fizikçi Enrico Fermi’den alan bilimsel bir problem olan Fermi Paradoksuna bir cevap üretme çabası haline geliyor. Kısaca bu paradoks, istatistiksel olarak içlerinde 20’si bize yakın bir yerde olmak üzere toplamda en az 10 bin uzaylı medeniyet olması gerekirken neden bunların hiçbiri ile şimdiye kadar karşılaşmamış olduğumuzu ele alıyor. Bu rakamlar ise Astronom Franke Drake tarafından 1961’de geliştirilmiş olan Drake denkleminden elde ediliyor. Bu denklem, medeniyetlerin gelişmesinde rol oynayabilecek birçok faktör ele alınarak galaksimizde kaç medeniyet olması gerektiğini tahmin ediyor.

The Dark Forest romanında  yer verilen yaşam varsayımları şu şekilde: yaşayan organizmalar hayatta kalmak ister—hayatta kalmaya güdülenmişlerdir—ve diğer canlıların gerçek niyetlerini bilmek imkansızdır. Bunun barışçıl bir karşılaşma olacağına dair hiçbir güvence olmaması nedeniyle, daha sana saldırma şansı dahi bulamadan diğer türleri yok etmek en güvenli eylem planıdır. Bu aynı zamanda neden uzaylı bir medeniyetin sessiz kalmayı tercih ettiğini ve örneğin insanoğlunun saldırgan olduğunu sonradan öğrenme riskini azalttığını açıklamaktadır. Roman aynı zamanda sınırlı kaynaklar konusunu da gündeme getiriyor. Evrende yayılmasını sürdürmeyi planlayan bir medeniyetin sınırlı kaynaklar için diğer akıllı yaşam formları ile rekabet etmesi gerekecektir. Bu varsayım yapıldığı zaman, artık diğer türlerin saldırgan olduklarını düşünmemize dahi gerek kalmaz. Gezegenimiz üzerindeki canlıların nesillerini her zaman tükenme tehlikesine sokuyoruz ve bunu nefretimizden değil sadece kaynaklara duyduğumuz ihtiyaçtan yapıyoruz.

“Evren karanlık bir ormandır. Her medeniyet, ağaçlar arasına bir hayalet gibi gizlenmiş, önündeki dalları hafifçe kenara iten ve ses çıkarmadan ilerlemeye çalışan silahlı bir avcıdır. Nefes alıp verme dahi dikkatle yapılır. Ormanın her yerinde kendisi gibi görünmez avcılar olduğu için avcı dikkatli olmak zorundadır. Eğer başka bir canlı bulursa—başka bir avcı, bir melek ya da bir şeytan, korumasız bir bebek ya da zorla yürüyen yaşlı bir adam, bir peri ya da bir yarı tanrı—yapabileceği sadece bir şey mevcuttur: ateş aç ve onları ortadan kaldır. Bu ormanda cehennem diğer insanlardır. Varlığını belli eden tüm yaşam formlarının hızla tarihten silinecek olması ebedi bir tehdittir. İşte kozmik medeniyetin resmi budur. Fermi Paradoksunun açıklaması budur.”                                    -Liu’nun romanından bir bölüm.

Bu düşünce tarzı, uzayın bu sessizliğini açıklamakta fizikçi ve NASA danışmanı David Brin tarafından desteklendi. Gerçekten de geçtiğimiz yüzyıl içerisinde gözlemlediğimiz radyo sinyali yokluğunun nedeni için sadece bir medeniyet yeterlidir. Diğer yaşam formları radyoyu keşfettikten ve kullanmaya başladıktan kısa süre sonra diğer daha gelişmiş bir medeniyet tarafından yok edilecektir. Peki bu insanoğlunun şimdiden sonunun geldiği anlamına gelmiyor mu? İletişim kurmak amacıyla uzaya göndermiş olduğumuz istemli sinyallerin ötesinde, televizyon izlerken, telefonlarımızı kullanırken ve geceyi titrek sokak ışıkları altında keşfederken geçtiğimiz on yıllar içinde her gün sinyaller göndermeye devam ettik. Bununla birlikte, günlük hayatımızda ürettiğimiz sinyaller belli belirsiz ve amaçsız oldukları için bunların bizi ele verme ihtimali, başka bir gezegene bilinçli olarak yönlendirilmiş bir sinyalden çok daha düşüktür.

İşte burada bu teorinin problemlerinden biriyle karşılaşıyoruz. Her zaman tamamen gizlenmiş ve sessiz olan bir medeniyet mümkün mü? Ve eğer böyle bir medeniyet varsa, bu sessizlik uzun sürelerle mümkün olabilir mi? Eğer galaksimizde yaşam belirtileri arayan bir uzaylı medeniyet olsaydı, şimdiden dünyayı saptamış ve saldırmaya karar vermiş olurlardı. Tabi zaten dünyayı tespit etmiş ve bizleri sabırla gözlemleyerek gecenin karanlığında gizlenmiyorlarsa. Karanlık Orman teorisinin bir diğer kusuru ise bu uzaylı medeniyetlerin ittifak kurmanın değerini göz önünde bulundurmamalarıdır. Yıldızlararası seyahat başarısını sağlamak için birlik olması gereken bir tür olarak, işbirliği ve ticaret olasılığının— sadece kaynak değil aynı zamanda bilgi alışverişinin de— potansiyel faydalarını anlıyor olmalılardır Geçmişe baktığımızda ise ittifak kurma olasılığının insanları birbirleriyle savaşmaktan alıkoymadığını görüyoruz. Liu, bir kuşku zincirini gündeme getirerek bunu eleştiriye yanıt veriyor. İki topluluk birbiriyle iletişim kurabiliyor olsalar dahi hem fiziksel hem de kültür ve dil açısından aşılması gereken çok büyük mesafeler olurdu. Diğer medeniyet daha genç olsaydı ve ilk bakışta bir tehdit unsuru oluşturmadıkları düşünülseydi, yine de iki dünya arasındaki mesafe ve zaman aralığı diğer medeniyetin ne hızla geliştiği hakkında bir belirsizlik yaratırdı. Teknoloji düz bir çizgide ilerlemez. Aksine katlanarak artar, bugünün zararsız ve genç medeniyeti çağ atlayarak bir tehdit haline gelebilir.

Kaybedecek bu kadar çok şey olduğunda uzaylı yaşam formlarının neden iletişimin çok büyük bir risk olduğunu düşündüğünü görmek kolaydır.

Bu olası senaryoyu düşünen bilim insanları David Brin ile de sınırlı değil. Stephen Hawking ve onlarca diğer bilim insanı da uzaylı yaşam formlarını bu kadar cesurca aramak konusunda uyarılarda bulunmuştu. İnsanların aktif bir şekilde uzaya sinyaller göndermelerini, hakkımızda ve yerimiz hakkında bilgiler paylaşmalarını önlemek için bir imza kampanyası başlatıldı. Bu da uzaylı yaşam formları ile iletişime geçmeyi deneyip denemememizin kimin kararı olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Bir bütün olarak gezegenimiz adına kim karar verebilir?

Karanlık Orman teorisi dünya üzerinde yaşamın bir incelemesi: birbirimize nasıl davrandığımızı, saldırganlık ve işbirliğine yatkınlığımız, yaşamı dikkate alma ve hiçe sayma kapasitemiz. Karanlık Orman teorisi bu özellikleri çok daha uzaklara uyguluyor—bizimle benzer bir düşünce ve davranış tarzına sahip yaşam formları barındırabilecek uzayın derinliklerine. Dünya sokaklarında gece vakti yürürken bizi teselli edebilecek şet ise başka bir insanla karşılaşsak dahi insanlığımızı kullanabilecek olmamızdır. Hepimiz arzularımız ve korkularımızı anlayabiliriz. Ama uzaylı medeniyetler için aynı şey söz konusu olmayabilir. Bizimle benzer bir yapıya sahip olmaları daha mı iyi olurdu, yoksa o sokak ışıkları altında farklı bir ırk mı bulmalıyız? Belki de bizden daha nazik ve zeki bir topluluk buluruz. Belki de bulamayız.

Kaynak: https://medium.com

Localized by Oytun Buyrukcu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir