Pts. Ara 9th, 2019

Kamp yapmak neden yetişkinlikte daha keyifli hale geliyor

7 min read

Çocukluğundan heyecansız tatil anılarına rağmen hayatının ilerleyen yaşlarında huzuru doğada bulan David Barnett kamp yapmaya devam etmekte kararlı

Çocukluğumdan kamp alanında zaman geçirmekle ilgili hatırladığım sadece bir değişmez anı var.

O da dışarıda yağmur yağarken çamaşırhanede oturmak ve çamurlu bir göl kıyısında zorlu bir yürüyüş sonrasında tanınmaz hale gelen spor ayakkabılarımın çamaşır makinesinde dönmesini izlemek.

O yazlardan birini dün gibi hatırlıyorum, muhtemelen dokuz ya da on yaşlarındaydım, üzerinde Malta’da tatil reklamı olan bir otobüs görmüştüm. O kadar uzak ve egzotik gelmişti ki bir gün oraya gideceğime dair kendime yemin ettim.

Büyüdüğümde yaz tatilimi dağlara doğru bulutlarla kaplı gri bir gökyüzü altında geçirmeyecektim. Bir otelde kalacaktım!

Çocukluğumda geçirdiğimiz tatillerde, bir yumurtanın şekli ve boyutlarına sahip olduğu için Haşlanmış Yumurta adını verdiğimiz bir karavanımız vardı.

Haşlanmış Yumurta, onun tentesi ve yanındaki çadırlarda tıpkı şehri ziyaret eden bir sirk gibi görünüyorduk. Ben, annem ve babam, halam ve amcam ve kuzenlerim hep birlikteydik. 

Haşlanmış Yumurta hiçbir zaman heyecan verici bir yere gitmedi, en azından bir çocuğun gözünde. Sıklıkla gittiğimiz yer Göller Bölgesi ve Galler olurdu. Bir defasında karnavalı andıran konvoyumuz Kızıl Ejderha ülkesine seyahat etti. 

O medeniyetten uzak, GPS olmayan günlerde birçok defa yanlış yola döndük ve Mold etrafından o kadar çok yuvarlak çizdik ki ilkinde bir kilisede nikaha giden kalabalığı ve sonuncusunda da nikahtan dönüşlerini gördük. 

Sonunda doğru yola saptık…ya da doğruya en yakınına. Bir dağda o kadar yukarılara çıktık ki dağcılar hayret içerisinde orada bulunmaya hakkı olmayan Haşlanmış Yumurtaya işaret ediyordu.

Sonunda, o zamanlar heyecanla okuduğum Lord of the Rings hikayesinden fırlamış gibi bir isme sahip olan Dinas Dinlle adlı bir kamp alanına ulaştık, sanki dünyanın sonuna gelmiştik.

Bunları anlatmamın tek sebebi, bu deneyimler nedeniyle herhangi bir kamp formundan ilk fırsatta kaçınacağımın; dört duvarı olmayan ve hiç dinmeyen yağmurun çatısına vurmasının kulağa bir davul solosu gibi geldiği bir tatile çıkmayı reddedeceğimin altını çizmekti. Ve yıllarca da durum böyle oldu.

Ama bir şekilde, geçtiğimiz on sene içerisinde kendimi yeniden kamp yaparken buldum–gerçek anlamda, çadırda kamptan bahsediyorum–ve bunu yapmak dünyanın sonu gibi de gelmedi, aksine çocukken tiksineceğim türden bir şevk ile yaptım bunu.

Yakın zamanımın ilk kamp seyahatine gereklilikten çıktım. Çocuklarım daha küçüktü, muhtemelen sekiz ve altı yaşlarındaydı ve mali durumumuz daha lüks bir tatile yetecek konumda değildi. Ya hep ya hiç diye düşünerek Galler’de bir hafta rezervasyon yaptık.

Çadırımız hepten yanlış seçimdi, Galler’de bekleyebileceğimiz en fazla yağmuru yedik (ama bazı günler de bunaltıcı derecede sıcaktı) ve elektriğimiz yoktu. Bu tatil 2011’deydi, telefonumu tam 1 hafta boyunca şarj etmediğimi düşünebiliyor musunuz?

Ama çocukların bundan delicesine keyif almaları nedeniyle de çok harika bir tatildi. Kamp alanı yaşlı bir hippi tarafından inşa edilmiş tuhaf bir tasarıma sahipti ve kendi taştan çemberi ve eski bir uçağın malzemeleri kullanılarak yapılmış oturaklar gibi küçük ve garip enstalasyonlar vardı.

Cumbria’nın tepeleri ve vadilerinde gezinirken annem ve babamın bildiği gibi muhteşem plajlardan çok uzaktaydık.

Mükemmel bir kamp deneyimi olmaktan çok uzaktı ama bir şekilde bu yedi gün içerinde kendimizi buna kaptırdık.

Sonraki sene daha da cesur bir karar verdik. St Ives yakınlarındaki Cornwall’a gidecektik. Daha büyük bir çadır satın aldık. Aslında büyük ölçüde standardı yükselttik diyebilirim. Kamp alanında bir yüzme havuzu bulunuyordu. Elektrik prizleri vardı. Dünyanın en harika sahillerinden biri üzerindeydik.

Ve bu iki hafta sonunda kamp yapmak bizde bir tutku haline geldi.

Muhteşem, Akdeniz iklimine yakın havası bizi mest etmişti ve sezon içerisinde oteller ve apartların istedikleri dudak uçuklatan fiyatları ödemeden İngiltere’nin en önemli turistik destinasyonlarına çok yakındık ve devasa bir çadır için paraya kıyarak kendimizi evimizde gibi hissettik.

Aynı zamanda, çocukluk günlerimde hissetmediğim türden bir özgürlük hissi hakimdi.

Çocukken her yeri keşfeder ve yaz aylarında neredeyse hiçbir zaman evde durmazdık. Tatillerde ise bu durum sadece bir iki haftalığına ülkenin farklı bir yerine taşınıyordu.

Ama on yıllardır günlerini bir ofiste çalışarak geçiren bir yetişkin olarak birden bire kuş cıvıltılarıyla uyanmak ve çiğ düşmüş çimenler üzerinde gezinmek, masmavi gökyüzünün altında plastik kupalardan kahve içmek, belki el değmemiş olmasa da dikkatle düzenlenmiş kamp alanı… bir otel odası ya da apartman dairesinde uyumaktan çok daha zinde hissettirdi.

Oracıkta seneye yine Cornwall’a gelmeye karar verdik. Ne de olsa kamp yapmak çok kolaydı! Arabaya eşyaları doldurmak ve yola koyulmak yeter! Galler’e seyahat ettiğimiz ilk sene arabanın bagajına mütevazı çadırımızı ve hafif eşyalarımızı doldurmuştuk.

Cornwall’a ilk gidişimizde ise arabaya bir portbagaj almamız çünkü yeni çadırımız çok daha büyüktü. Kampçılığa kendimizi kaptırdıktan sonra işlerin biraz daha karmaşıklaşacağı hakkında hiçbir fikrimiz yoktu.

Eğer alışveriş yapacak şey bulamadığınızı düşünüyorsanız kamp yapın. Ülkenin her yerine dağılmış çok sayıda outdoor ve kamp mağazası ile sizleri çok çeşitli tüketim ürünleri bekliyor.

Bir masa, sandalyeler, bahçe mobilyaları aldık. Çadırınızın girişine yerleştireceğiniz güneş enerjili peri ışıkları, tıpkı krallığınızın sınırlarını belirlemekte kullanacağınız siperlikler kadar zorunlu.

Tüplü bir ocak, su ısıtıcısı, tencere ve tavalar. Bir kamp tatiline çıktığınız zaman olmazsa olmaz diyebileceğiniz ne kadar çok şey olduğunu göreceksiniz. Şişme koltuğun bu kadar vazgeçilmez olacağını kim düşünürdü? Bugünlerde halısız bir çadır kullanma fikrini kim kabul edebilir?

Şunu söylemeliyiz ki biz mümkün olan en azıyla yetinen kampçılardan değiliz. Ama kendimizi önceden hazırlanmış ve özel tuvaleti bulunan yurtları ifade eden “glamping” seviyesinde de değerlendirmiyoruz.

Tüm bu eşyalara sahip olmamız amcamdan karavanını birkaç seneliğine ödünç almamı gerektirdi. Daha sonra da kendi karavanımızı satın aldık. Bu sene çadır çubukları yerine şişirilen daha büyük bir çadır satın aldığımız için karavanı da sattık ve bu sene onun iki katı büyüklükte bir karavan kiralayacağız.

Gerçekten de bu çadırlardan birini denedikten sonra bir daha hiçbir zaman metal çubuklara bakarak hangisinin hangisiyle birleştiğini bir daha düşünmek istemeyeceksiniz.

Bunun gibi yazılar yazmak dışında kampçılık konusundaki hevesimi fazla dışa vurduğum söylenemez. Bunun herkese göre olmadığını biliyorum. Pek çok kişi ihtiyaç gidermek için gecenin bir yarısı bir duş alanına gitmek istemez. 

Kamp yapmak her zaman harika bir şeydir demeyeceğim. Geçtiğimiz sene çadırımızı bir fırtına sırasında kurmak zorunda kaldık. Çadırınızın eskidiğini ve sağanak yağış sırasında su aldığını öğrenmekten daha kötü bir şey olamaz, ıslak kıyafetler de cabası.

Yolculuğa çıkarken bir gün içerisinde dikkatle yerleştirdiğiniz her şeyi tatilin son günü iki saat içerisinde toparlamanız gerektiğini fark ettiğiniz zaman yaşadığınız stres ise çok farklıdır. Yıllar içerisinde sırf arabaya sığmadığı için ardımızda bıraktığımız eşya sayısının haddi hesabı yok.

Ama günümüz çocukları kamp yapmak ve bunun verdiği özgürlük hissine bayılıyorlar. Onlar etrafta gezinirken biz de soğuk bir bardak şarabın keyfini çıkarabiliyoruz (elbette bir elektrikli buzdolabımız var).

Kullandığımız kamp alanı birçok imkan sunuyor, her ne kadar bunlar ucuz olmasa da sezon içerisinde St Ives’ta dört duvar arasında bir tatil için vereceğimiz paranın yakınına dahi yaklaşmıyor.

Kamp tatili fikri ilk ortaya çıktığında bir gereklilikten doğmuştu ama günümüzde bu bir seçim haline geldi. Çocukluğumda çıktığımız tatiller ile en sonra kamp maceramıza arasında geçen sürede dünyanın birçok yerine gitme fırsatı buldum ama çocukken gördüğüm otobüs reklamıyla beni kendine çeken Malta’da o rüya tatile çıkma fırsatım olmadı.

Belki bir gün çıkarım, ama şimdilik kamp yapmak bana daha cazip geliyor.

Kaynak: https://www.independent.co.uk/

Translated by Oytun Buyrukçu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir